FAIRY  TALES CATEGORY

Masal Anne

NEW ADDED

FAVORITE STORIES 

Hakkımda

TURKISH CATEGORY

TÜRKÇE KATEGORİ

Once upon a time! not your time, nor my time, but one time.


Evvel zaman içinde

 

                BATAKLIK KRALININ KIZI

   Uzun uzun yıllar önce “yaban batağı” adı verilen bir yer vardı. Burası  çok sayıda hayvanın yaşadığı, insanların ise nadiren geçtiği ıssız ve ürkütücü bir yerdi.  

 Zaman zaman bataklığa gelmeye cesaret eden avcılar olurdu. Onlar da bilmedikleri bu alanda bata çıka yürürken bataklığa saplanıp kalır, sonrada yavaş yavaş bataklığın içinde kaybolurlardı. 

 Anlatıldığına göre avcılar  bataklığın dibindeki geniş ülkeye hükmeden bataklıklar kralına kadar inerlerdi.

 Bataklıklar kralını gördüğünü söyleyen çok az kişi vardı. Onlar da ne gördüklerini anlatmayı değil unutmayı isteyen kişilerdi.  İşte bu yüzden kralın ülkesi ve kendisi hakkında çok az şey biliniyordu.

Bir sabah bataklığın derinliklerinden yeşil bir bitki büyümeye başladı. Bitki öyle büyük bir hızla büyüyor ve genişliyordu ki bunu gören hayvanlar şaşkınlık içinde dona kaldılar.


Bitkinin ortasında küçük bir tomurcuk belirdi. Bataklıkta yaşayan hayvanlar bu tomurcuk nasıl bir çiçek açacak diye merakla beklemeye başladılar. Bu her zaman yaşadıkları bir durum değildi ve görülmeye değerdi.

Ama tomurcuk, bekledikleri kadar hızlı büyümüyordu. Bu yüzden hayvanların  çoğu açacak çiçeği görmek yerine evlerine dönmeyi tercih ettiler. İçlerinden yalnız biri, leylek laklak, dayanılmaz bir merakla beklemeyi sürdürdü.


Sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte tomurcuk açmaya başladı.

Tomurcuğun içinden küçük sevimli bir kız bebek çıktı. Öylesine  güzel bir bebekti ki, onun o  masum hali leylek laklak'ın içine dokundu. Onu orada yalnız bırakmak istemiyordu ama götürecek bir yeri de  yoktu. Kendi evine götüremezdi çünkü evi çok kalabalıktı.

Aklına bataklığın çıkışında yaşayan, çocuğu olmayan korsanın karısı geldi. Kadıncağız her zaman bir çocuğu olsun istemişti. Bu çocuğa o bakabilirdi. Zaten çocukları leyleklerin getirdiği söylenmiyor muydu? Bebeği alıp bakması için ona götürebilirdi. 

Güzeller güzeli kızı alıp korsanın karısı Eli'ye götürdü ve onun göğsüne bıraktı. Kadın bebeği görünce öylesine sevindi, öylesine keyiflendi ki ne yapacağını bilemez bir hale geldi. Mutluluk içinde bebeğe sarılarak uyudu. Sabah kalktığında kolları arasında bebek yoktu. Bebeğin yerine yatakta çirkin, ıslak bir kurbağa duruyordu. 


Kurbağayı görünce müthiş bir iğrenme duydu ve eline aldığı kalın sopayla onu öldürmek istedi. Ama hayvan öyle tuhaf ve mahzun bakıyordu ki, sopayı vuramadı.


O anlarda güneş ufuktan yükselmek üzereydi, kurbağanın üzerine gelen güneş ışınları kurbağayı yeniden minik güzel bir kız bebeğe çevirdi.


Onu kucağına alıp sevmeye başladı. Bebek çok hırçındı, dokunulmasından hoşlanmıyordu. Günler günleri kovaladı.


Gündüzleri çok güzel bir kız çocuğuyken geceleri çirkin bir kurbağaya dönüşen bebek büyüdü. Kadın çocuğun kötü bir cadı tarafından büyülenmiş olduğunu düşünüyordu.


Kız büyüdü, ama öyle kötü huyları vardı ki ona annelik yapan Eli zaman zaman onun en çok kurbağa halini sevdiğini düşünüyordu. Kurbağa iken çirkindi ama yumuşak huylu ve ürkekti.


Kadıncağız akşam olmasını dört gözle bekliyordu. Gün boyu onu yoran, üzen çocuğunun durgunlaşacağı saatleri iple çekiyordu. Kurbağaya dönüşen kızına sarılır, onun hüzünlü gözlerine bakarak uyuyakalırdı. Kızda bu değişimden memnun değildi, kötü olmak istemiyordu ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

Bir gün leylek laklak, Eli'yi ve ona bıraktığı kızı görmeye gitti. Eli ağlayarak kızın durumunu laklak'a anlattı. Laklak, Eli'ye bebeği  yaban batağında bulduğunu, onu orada yalnız bırakmak istemediği için ona getirdiğini söyledi. Eli heyecanlandı çünkü kızın bulunduğu yere gitmek, gece ve gündüz birbirinden çok farklı kişiliğe bürünen kıza çözüm olabilirdi. Kızı da alarak yola çıktı. Ormanları, kırları geçerek, dereleri bataklıkları aşarak yaban bataklığına kadar geldiler.

Kız bataklığa geldiğinde mucizevi bir şekilde sazlar, kamışlar çiçek açmaya başladı. Yerin altındaki bütün nimetler, derinliklerden yeryüzüne doğru filizlendi. Su zambakları çiçeklerle dokunmuş bir halı gibi bataklığın üzerini kapladı.


Kız bataklığın kenarında birikmiş olan duru suya baktı. Suda  çok çirkin bir kurbağa vardı. Suya vuran kendi yansımasından korktu.


O sırada su kabarmaya başladı ve içinden ürkütücü kocaman bir canavar çıktı.  Canavar öyle tatlı bir ses tonuyla onlara seslendi ki, inanamadılar. Görüntüsü çirkin ama sesi yumuşacık, kadife gibi. 

-Ben bataklıklar kralıyım, senin babanım. Eli seni buraya getirdiğine göre bir seçim yapma vakti gelmiş. Ya kötü huylarınla güzel bir kız olarak, ya da güzel huylarınla çirkin bir kurbağa olarak hayata devam edeceksin. 

​Kız nasıl bir seçim yapması gerektiğini bilmiyordu. Ama birini seçmek zorundaydı. Ve seçimini yaptı. Ne olmayı mı seçti? Hiç kimse kızın ne olmak istediğini öğrenemedi. Eli de kimseye hiçbir şey anlatmadı. Bataklıklar kralını gördüğünü bile kimseye söylemedi. Arkadaşları Eli'yi  evinin yakınındaki bataklığa gidip kurbağa seslerini dinlerken gördüler.


Sen onun yerinde olsan ne yapardın!