Hakkımda

FAIRY  TALES CATEGORY

Masal Anne

TURKISH CATEGORY

TÜRKÇE KATEGORİ

Once upon a time! not your time, nor my time, but one time.


Evvel zaman içinde

 

NEW ADDED

FAVORITE STORIES 

                     ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU

Güzel bir yaz mevsimiydi. Buğday tarlasında ılık rüzgârlarla sapsarı başaklar dalgalanıyor. Yeşil yulaflar hafiften ürperiyordu. Çimenlerin üstünde samanlar öbek öbek toplanmıştı. Başakların arasında kuytu bir yerde bir ördek kuluçkaya yatmıştı. Ördek heyecanla doğacak yavrularını bekliyordu. Kuluçkadaki yumurtaların çatlamaya başladığını fark ettiğinde mutluluktan gözleri dolu dolu oldu. Yavru ördeklerin ses­leri duyuldu. Hepsi başlarını çıkarıp hareket etmeye başladılar. Dünyaya yeni gelen ördekler, “Burası ne de büyükmüş,” diyorlardı.









-“Dünya öyle büyüktür ki, onu dolaşmaya çalışmak bir ördek için oldukça zordur,” dedi anne ördek. Yerinden kal­kıp, “Hepiniz buradasınız değil mi?” diye bakındı. Bir de ne görsün yumurtalardan biri hala çatlamamış duruyordu. Bu yumurta diğerlerinden daha büyüktü, bunu çok önemsemedi anne ördek. O arada yaşlı bir ördek, anne örde­ği ziyarete geldi. “E, nasılsın bakalım?” diye sordu.

-“İyiyim yavrularda gayet iyi, ama en büyük ola­nında hâlâ bir kıpırtı yok. diye ya­nıtladı anne ördek.

-“Şu büyük yumurtayı bir göreyim bakayım,” dedi deneyimli yaşlı ördek. Yumurtayı görünce şaşkınlıkla bu bir ördek yumurtası olamaz dedi. Anne ördek

-“Ziyanı yok, olsun, o çıkana kadar ben kuluçkada yatmaya devam edeceğim.” dedi. Çok kısa bir süre sonra yumurta nihayet çatladı. Öyle büyük ve çirkin bir ördekti ki, anne ördek bile onu görünce, “Ne ka­dar büyük bir ördek yavrusu bu” demekten kendini alamadı.

 Ertesi gün hava çok güzeldi.

Anne ördek, yavrularını alıp dere

kenarına götürdü, önce kendisi su­ya

atladı ve yavrularını çağırdı. Annelerini

gören yavru ördekler teker teker suya

atla­maya ve hızla yüzmeye başladılar.

Kocaman çirkin yavru da katılmıştı onlara, hepsi suda oynuyor, yüzüyor, eğleniyorlardı.

Anne yavruları diğer ördeklerle tanıştırmak için çiftliğe götürdü. Ördekler  kocaman ördeği görünce şu çirkin şeye bakın, bunu aramızda iste­meyiz,” dediler ve içlerinden kocaman bir ördek hızla uçup küçük çirkin yavruyu itti ve onun boynunu ısırdı.

Anne ördek.” Hepsinden daha ye­tenekli. Üstelik mükemmel yüzüyor. Büyüdükçe güzelleşir. Biraz uzun bir süre yumurta içinde kaldı, o yüzden.” dedi ve sözü biter bitmez yavaşça boynundan çekip tüylerini okşamaya başladı yavrusunun. “Güzel olmak pek önemli değil; önemli olan, güçlü olsun ve kendisine iyi bir yol çizsin. Diğerleri yeterin­ce güzel” diye tamamladı sözünü. Zavallı küçük yavru, çirkinliği yüzünden hep itilip kakılıyor, tavukların da hışmına uğru­yordu. Herkes tarafından hep dışlanıyor, kendi kardeşleri bile, “Keşke bir kedi şunu alıp gitse de kurtulsak,” diyorlardı. Küçük yavru bu davranışlara tahammül edemeyeceğini anladı. Çareyi kaçıp kurtulmakta buldu. Çalılıklarda kuşlar onu görünce korku­dan kaçışıyorlardı. Zavallı ördek, “Bütün bun­lar çirkin olduğum için başıma geliyor” diye üzülüyordu. Ama elinden ne gelebilirdi ki.











Oradan ayrılan yavru, sonunda yaban ördeklerinin yaşadığı yere gelmişti. Geceyi yor­gun ve üzgün bir şekilde orada geçirdi. Erte­si sabah, onu gören yaban ördekleri, “Bu da ne böyle?” diye şaşkınlıkla birbirlerine sor­muşlar. Çirkin ördek de onları tüm nezake­tiyle selamlamıştı.

Oradan da ayrıldı. Her tarafı yıkılmış, eski mi eski bir çiftlik evi gördü. Hava bozmuş, fırtına çıkmak üzereydi. Bir köşeye sığındı. Bu evde ihtiyar bir kadın yaşıyordu, gözle­ri iyi görmediğinden onu, yolunu kaybeden, güzel bir ördek sanmış. “Aman ne güzel, kendi ayağıyla gelmiş bir ördek, inşallah dişidir de yumurta verir,” diye düşünmüştü. Kadıncağız, üç hafta boyunca boşuna bekledi. Ama ördekçik yumurta vermedi. Zavallı ördek yavrusu çok kötü koşullarda çok yorgun ve üzgün yaşıyordu.

Bir akşam tam güneş batarken bir kuş sürüsü havalandı çalılıklardan. Uzun zarif boyunları olan karbeyaz bu kuşlar, kuğulardı. Çok güzeldiler. Sesleri de çok farklıydı. Çok uzakta sıcak ülkelere bir an önce varabilmek için hızla ka­nat çırpıyorlardı. Öyle yükseklerde uçuyorlar­dı ki bizim çirkin ördek yavrusu şaşırıp kaldı. Suda dönerek boynunu yükseklerde uçan ku­ğulara doğru uzattı ve farkında olmadan öyle bir çığlık attı ki, kendi sesinden kendisi bile korktu. Olağanüstü güzellikteki bu kuşları hiç­bir zaman unutamayacaktı. Ne güzel, ne mutlu kuşlardı bunlar. Birden suyun dibine daldı. Çıktığında kendinde değildi. Bu kuşların ne adını, ne de gittikleri yeri biliyordu. Ama onla­rı çok sevmişti. Onları hiç kıskanmamıştı, hissettikleri yalnızca tanımlanamaz bir hayranlık­tı. Zaten onlara benzemeyi düşünemezdi.

Kış çok soğuk geçiyordu. Zavallı ördek yavrusu ısınabilmek için devamlı yüzüyordu. Ama göldeki o küçük delik her gece biraz daha kü­çülüyor, her taraf buzlarla kaplanıyordu. O yine de devamlı yüzüyor, delik kapanmasın diye durmadan bacaklarını oynatıyordu. Koca kış boyunca başına öyle felaketler geldi ki sazlıkların arasında yatıp kalmıştı. Bir sa­bah pırıl pırıl güneş ışıklarının sıcaklığıyla içinin ısındığını hissetti. Kuşlar en güzel sesleriyle şakıyordu. Evet ilkbahar gelmişti artık.

Bu güzelliklerin verdiği güçle eskisinden daha güçlü bir şekilde daha uzaklara doğru kanat çırpmaya başlamıştı. Bir süre uçtuktan sonra elma ağaçlarıyla kaplı, zümrüt yeşili dalları, masmavi gölle kucaklaşan mis kokan mürver ağaçlarının bulunduğu kocaman bir bahçede buldu kendini. Her şey, her yer mis gibi ilkba­har kokuyordu ve çok güzeldi. Ve ormanın de­rinliklerinde olağanüstü güzellikte üç kuğu sa­lınarak ilerliyordu. Kanat çırpıyorlar ve süzülürcesine suda yüzüyorlardı. Ördekçik bu kuş­ları tanıyordu. “Onların yanına gitmek istiyo­rum. Belki yanlarına gitme cesareti gösterdi­ğim için öldürürler.

Suya atladı ve kuğulara doğru yüzmeye başladı. Onu gören kuğular hızla ilerlediler. “Öl­dürün beni!” diye haykırdı zavallıcık ve başını suya eğip ölümü beklemeye başladı. Ama suya yansıyan gölgesinde şekilsiz, gri, çirkin bir ördek yerine güzel mi güzel zarif mi zarif bir kuğu görünüyordu. Gözlerine inanamadı. Tüm sıkıntıları, üzüntüleri, yerini inanılmaz bir sevince bırakmıştı. İlk kez böylesine büyük bir mutluluk tadıyordu. Onu gören bü­yük kuğular hayranlıkla onun yanına yaklaşıp şefkatle sevdiler.

Bahçeye çıkan çocuklar onu görünce “İşte bir tane daha!” diye bağrışıyorlardı. Ve onlara ekmek atıyorlardı. “En güzeli de yeni gelen! Hem çok genç hem de çok güzel!” diyordu herkes. Yaşlı kuğular da eğilerek selamladılar onu. Bu güzel iltifatların karşısında başını kanatlarının arasına sakladı, güzel kuğu utanmış­tı. Öylesine büyük bir mutluluk yaşamasına karşın alçakgönüllülüğünden bir şey kaybet­memişti.

Güzelliği ve zarafeti dillere destan ol­muştu.

Gölde süzülürken ağaçlar uzun yeşil

dallarıyla selamlıyordu onu. Güneş ise en sı­cak,

en parlak ışıklarıyla sarmalıyordu bu gör­kemli

güzelliği. İşte o zaman tüyleri kabardı, boynunu

göğe doğru uzatarak kalbinin derin­liklerinden:

“Çirkin bir ördek yavrusuyken böylesine güzel

bir kuğu olacağımı hiç düşünmemiştim”  di­ye seslendi. Çirkin ördek bir kuğuya dönüşmüştü.

Yavru ördekler yüzerken
kuğu
Ördek ve yavruları
mutsuz çirkin ördek