Hakkımda
Masal Anne

Once upon a time! not your time, nor my time, but one time.


Evvel zaman içinde

 

FAVORITE STORIES 

FAIRY  TALES CATEGORY

TURKISH CATEGORY

TÜRKÇE KATEGORİ

NEW ADDED

                       Feslikancı Kız

Derleyen: Hüsnü YILDIZ
(Anlatan: Serik İlçesinin Zaimler Köyü'nden Şükriye Yıldız. 43 yaşında. )

Feslikan saksıda yetişen yaprakları güzel kokan bir bitkidir. Fesleğen olarak da bilinir.
 
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde develer top oynarken eski hamam içinde. O yalan, bu yalan, eşeğe vurdum kolan, bizim sözün hepsi de yalan. Yalan olmaya yalan ya, bir kerecik de siz dinleyin. Dinlemek de sevapmış.
Bir varmış, bir yokmuş bir Feslikancı kızı ile bir de Beyoğlu varmış. Feslikancı kızı altın nalınlarını giyer, tıkırık fışşık, tıkırık fışşık bir o yana, bir bu yana salına salına köşke çıkar feslikanları sularmış. Feslikancı kızın köşkünün karşısında Beyoğlu'nun konağı varmış. Beyoğlu her gün pencereye gelir, Feslikancı Kızın köşke gelişini, feslikanları sulayışını seyredermiş. Birgün böyle, iki gün böyle derken günlerden bir Feslikancı Kızı yine köşke feslikanları sulamaya çıkmış. Beyoğlu da pencereye gelmiş. Beyoğlu:
- Feslikancı kız, feslikancı kız,  O feslikanları sularsın, ekersin yaprağı kaçtır bilir misin? demiş.
Feslikancı kızı, hiç ağzını açmayarak eve dönmüş. Dadısına Beyoğlu'nun söylediklerini anlatıvermiş Dadısı da:
- Hiç merak etme kızım sen, onun kolayı var. Sen feslikanları sulamaya çıkınca O, yine sana O sözü söylerse sen de ona dersin ki: 
«Sen de bir Beyoğlusun, okursun, yazarsın: gökte yıldız kaçtır bilir misin?» diye sor demiş.
Ertesi gün Feslikancı kız, ayağına nalınlarını giyip, tıkırık fışşık ettirerek feslikan köşküne çıkmış. Kızı gören Beyoğlu da, pencereye gelmiş. Kıza:
- Feslikancı Kız, Feslikancı Kız! O feslikanları sularsın, ekersin
yaprağı kaçtır bilir misin? demiş. Kız da dadısının söylediği sözü söylemiş.
- Sen de bir Beyoğlusun. Okursun, yazarsın gökte yıldız kaçtır bilir misin? demiş. Beyoğlu ne yapacağım şaşırmış. Kulaklarına kadar kızarmış.
- Vay canına be! Ben sana sorarım. demiş içinden. Sonra pencereden çekilip gitmiş. Kız ise feslikanları neşeli neşeli sulamış ve sonra eve dönmüş.
Beyoğlu, günlerce düşünmüş taşınmış «Kızdan öcümü nasıl alayım» diye. Nihayet aklına kızın en çok neden hoşlandığını öğrenmek gelmiş. Araştırmış soruşturmuş, öğrenmiş ki, kız en çok balık etini severmiş. «Güzel» demiş. Birkaç torba balık almış, bir katta balıkçı elbisesi yaptırmış. Yaptırdığı el­biseleri giymiş, balık torbalarını omuzuna almış. Feslikancı kızının evine yaklaşınca:
- Balıkçı! Balıkçı geldi! Taze, taze balıklar!, diye bağırmaya başlamış.
Balık sesini duyan dadı kıza koşarak:
- Hanım! Hanım bak balıkçı gelmiş! demiş. Kız da:
- Çağır bakalım nasıl balıkmış görelim, demiş. Dadı koşmuş, balıkçıyı çağırmış. Kaça sattığını sormuşlar. Ba­lıkçı:
- Bir şeftaliye! cevabını vermiş. Dadı Hanımını yanına çekerek:
- Ne olur hanımcığım bir şeftaliden. Kapının ardında veriverirsin olur biter demiş. Kız da balıkçıya kapının ardında bir şeftali vermiş, balıkları almış. Balıkçı da çekip gitmiş. Ertesi gün Feslikancı Kızı, feslikanları sulamak için köşke çıkmış. Beyoğlu da pencereye gelmiş:
- Feslikancı Kız, Feslikancı Kız! O feslikanlan ekersin, sularsın yaprağı kaçtır bilir misin? demiş. Kız da:
- Sen de bir Beyoğlusun! okursun, yazarsın gökte yıldız kaçtır bilirmisin? demiş. Beyoğlu:
- Haydi kızım haydi! Bir torba balığa bir şeftali veren değil misin?
demiş. Kız bunu duyunca kurşunla vurulmuşa dönmüş. Çabucak eve dönmüş.
Beyoğlu ertesi gün tekrar pencereye çıkmış, fakat kız gelmemiş. Saatlerce beklediyse de bir türlü kız feslikanları sulamaya gelmezmiş. Diğer gün­ler gelir diye ümit etmiş ise de yine gelmemiş. O güzel feslikanlar susuzluktan sararıp solmuşlar. Birçokları da kurumuş. Bir taraftan da Beyoğlu feslikanlar misali sararıp solmuş. Çünkü kıza aşıkmış. Onu görmese edemezmiş. Göremeyince de hasretine dayanamayarak hastalanmış. Birçok doktorlar getirtmişler, bir türlü çaresini bulamamışlar. Gel bunda, git bunda derken hastalık geçeceği yerde  artmış.
Feslikancı kız dadısının tavsiyesi üzerine bir doktor gömleği diktirmiş. Gömleği giymiş. Beyoğlu'nun konağına yaklaşarak
- Doktorum, her dertlere dermanım, her şeylerden anlarım. diye bağırmaya başlamış. Bunu duyan hizmetçiler Beyoğlu'na haber vermişler. Beyoğlu da:
- Getirin diye emir vermiş. Hizmetçiler doktoru eve almışlar. Beyoğlu'nun odasına götürmüşler. Doktor Beyoğlu'nu muayene etmiş. Sonrada Beyoğlu'na:
- Bunda korkulacak bir şey yok. Hamama gireceksin. Soğan koklayacaksın, yirmi dört saat terleyeceksin. Bunu yaptıktan sonra bir şeyiniz kalmaz, demiş. Beyoğlu hamama gitmiş doktorun dediklerini yapmış. 
Beyoğlundan öcünü alan Feslikancı kızı, feslikanları sulamaya çıkmış. Feslikancı kızın köşke çıktığını gören Beyoğlu, sendeleyerek pencereye gelmiş. Sabredemeyerek kıza:
- Feslikancı kız Feslikancı kız! O feslikanları ekersin, sularsın yaprağı kaçtır bilir misin? Demiş. Feslikancı kız da:
- Sen de bir Beyoğlusun! okursun, yazarsın gökte yıldız kaçtır bilirmisin? demiş. Beyoğlu da:
- Haydi kızım haydi; bir torba balığa bir şeftali veren değil misin? demiş. Kız da:
- Haydi oğlum haydi! Soğan koklayıp yirmi dört saat terleyen sen değil misin? demiş. 

Beyoğlu artık bu işi uzatmak istememiş, kızı istemiş. Kız evlenmeyi bir şartla kabul etmiş, 
Eğer  Beyoğlu parmağındaki yüzüğü verirse onunla evlenecekmiş. Beyoğlu kabul etmiş. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar ve evlenmişler.
Beyoğlu evlendikten  bir süre sonra feslikancı kız kaybolmuş. Neden ve nasıl kaybolduğunu bir türlü anlamayan Beyoğlu aradan geçen yıllar sonra bir daha evlenmeye karar vermiş. Düğün hazırlıklarını yapmaya başlamış. Hazırlıklar esnasında doru ata binmiş genç bir delikanlı onu ziyarete gelmiş, ama hiç konuşmuyormuş. Beyoğlu bu gence ayran ikram etmiş, genç elini uzattığında parmağındaki yüzüğü görmüş içinden «Allah Allah!» demiş. «Bu yüzük benim yüzüğe benziyor. Halbuki benim yüzük, karım ile beraber gitti.» Gence bakınca kendisine benzediğini fark etmiş ama ses çıkarmamış. Genç yola çıkınca onu gizli gizli takip etmiş, bir de ne görsün yıllar önce kaybolan karısı, feslikancı kız.

Hayretler içinde dona kalmış. Eski karısı Feslikancı Kız hâlâ yaşıyor ve bir oğlu var. Ne yapacağını şaşırmış. Sonra kendini toplamış. Kendisini neden terk ettiğini sormuş. Feslikancı kız aslında onu terketmediğini kaçırıldığını ve bir mağra da onun kendisini buluncaya kadar beklediğini söylemiş. Beyoğlu karısını ve oğlunu alarak, konağa getirmiş. Yeniden kırk gün, kırk gece düğün varmış ve evlenmişler. Konağın balkonuna feslikanlar dikmişler. Her sabah feslikanların mis gibi kokusuyla uyanmışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine