FAIRY  TALES CATEGORY

TURKISH CATEGORY

TÜRKÇE KATEGORİ

NEW ADDED

FAVORITE STORIES 

Gümüş Kuruş

Darphaneden yeni çıkmış pırıl pırıl parlayan gümüş bir kuruş vardı. Heyecandan titriyordu çünkü nihayet dünyayı görebilecekti. Önce küçük bir çocuğun eline geçti. Çocuk onu sıcacık ellerinin içinde tuttu. Sonra bir cimri aldı. Uzun bir süre cimrinin pantolonunun cebinde bekledi. Sonra da elden ele, elden ele geçti.

En son, çok seyahat eden bir tüccarın kesesine girdi. Tüccar onu gördüğünde ülkemin parası diyerek almış ve kesenin içine atmıştı. Kuruş nerede olduğunu bilmeden uzaklara gitti. Konuştuğu diğer paralar Fransız ya da İtalyan parası olduklarını söylüyorlardı. Kuruş bir türlü nerede olduğunu öğrenemiyordu. Kesenin içindeyken bunu öğrenmek imkânsızdı.

Bir gün kesenin içinde otururken kesenin kapalı olmadığını fark etti. Azıcık dışarıya bakmak için kesenin ağzına kadar sürüklendi. Tam dışarı bakmak üzereydi ki yere düştü. Kimse düştüğünü duymadı ve görmedi. Biri onu buldu. Tekrar dışarıda olmak güzeldi. Tam o anda bir ses;

-Bu nasıl bir kuruş? Bizim memleketin parası değil, burada hiçbir işe yaramaz!

Kuruş hiçbir işe yaramadığını duyunca üzüldü. Korkudan tir tir titremeye başladı. Oysa ki iyi bir gümüşten yapılmıştı. Adam;

-Bundan kurtulmanın bir yolunu bulmalıyım dedi. Fakir bir kadının eline düştü. Kadın

-Zengin bir ekmekçiye vermeliyim bu kuruşu, o böyle bir zarara dayanabilir ama ben mutlaka bu paradan kurtulmalıyım

Kadın ekmekçiye gitti, ekmekçi paranın geçmediğini anladığında kadının yüzüne fırlattı. Kuruş kendini değersiz hissetti, hiçbir işe yaramıyordu.  O kimsenin almak istemediği bir paraydı. Kadın onu tekrar aldı. Eve getirdi.

-Seni kimseye vermeyeceğim dedi. Sen uğur parası olacaksın. Herkes seni görsün diye delip oğlumun boynuna asacağım. Bunu söyleyerek bir delik açtı ve oğlunun boynuna astı. Küçük çocuk kuruşa bakıp gülümsüyor, öpüyordu. Gümüş kuruş bütün bir gece çocuğun sıcak ve masum göğsünün üzerinde uyudu.

Ertesi sabah kadın kuruşu çocuktan aldı. Sirkenin içine koydu bir süre bekledi ve ovdu. Sonra bir bilet almak için piyango satıcısına gitti. Biletin kendine uğur getireceğine inanıyordu. Kuruş telaşlıydı, yine fırlatılıp atılacağını düşünüyordu. Bilet satıcısının yanında o kadar çok insan vardı ki satıcı, kadının verdiği paraya bakmadan onu çekmecenin içine, diğer paraların yanına attı. Kuruş kadına piyango vurdu mu vurmadı mı hiç öğrenemedi. Herkes bir başkasını aldatmak için onu kullanmaya devam etti. Bu gümüş kuruş gibi değerli bir paranın dayanabileceği bir durum değildi. Yıllarca elden ele, evden eve dolaştı durdu.  Sürekli azarlandı, kötü gözle görüldü. Kimse ona güven beslemedi.

Bir gün temiz yürekli bir adam çıkageldi. Onu gördü, şaşırdı.

-Vay be bu bizim memleketin parası, buraya nasıl gelmiş? Üstelik kıymetli bir para! Parayı memlekete götürürüm

Gümüş kuruş bunu duyduğuna inanamadı. Nihayet dedi biri benim değerimi anladı. Gümüş olduğumu bilen memleketime geri gideceğim.

Temiz yürekli adam gümüş kuruşu beyaz bir mendil içine koydu. Onu arkadaşlarına gösterdi. Arkadaşları onu gördüklerinde şaşırıp, övgüler yağdırıyordu. Gümüş kuruş tek kelimeyle mutluydu. Kısa bir süre sonra memlekete döndü. Gümüş kuruşun çektiği tüm sıkıntılar bitmişti. Üzerindeki deliği umursamıyordu. Değeri biliniyordu ya önemli olan buydu. Zaman her şeyin ilacıydı. İşin sırrı dayanabilmekteydi. Zamanla her şey yoluna giriyordu.

 

Masal Anne

Once upon a time! not your time, nor my time, but one time.


Evvel zaman içinde

 

Hakkımda