Hakkımda

FAIRY  TALES CATEGORY

Masal Anne

TURKISH CATEGORY

TÜRKÇE KATEGORİ

Once upon a time! not your time, nor my time, but one time.


Evvel zaman içinde

 

NEW ADDED

FAVORITE STORIES 

Kibritci Kız
Soğuk bir yılbaşı gecesiydi



Yılbaşı gecesiydi ve dondurucu bir soğuk vardı.

Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmış,

atkılarına bürünmüş, hızlı hızlı yürüyorlardı.

Kimi evine, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.

Gecenin zevkini en çok çocuklar çıkarıyorlardı.

Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.

Ancak tüm çocukların mutlu olduğunu söylemek yanlış olur. 

Bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi.

Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul küçük bir kız

çocuğu vardı. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak

ayaklarını altına almış, soğuktan morarmış

tir ir titriyordu.

Kutunun içine sıraladığı kibrit kutularına bakarken

gözleri yaşarıyordu. O gün bir tek kutu kibrit bile

satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazanıp annesiyle

birlikte bu yılbaşı gecesinde sıcak bir çorba içebilirlerdi.

Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık, sesiyle “Kibrit var,

kibrit” diye bağırıyordu. Ama sokaktan geçenlerin hiçbiri

başını çevirip bakmıyordu bile.

Keşke ayaklarında bir ayakkabı olsaydı! Biraz önce,

onu kovalayan köpeklerden kaçarken ayakkabılarını

düşürmüş, karşı kaldırıma geçtikten sonra da yaramaz

çocukların ayakkabılarını alıp kaçtığını görmüştü.

Bu soğukta ayakkabısız kalmak kadar talihsiz bir

durum olamazdı. Eğer kibritlerini bir an önce

satabilirse annesine kavuşacak, ayaklarını

ısıtabilecekti.

Ayağında ayakkabıları olmayınca parmakları donmuş,

sızlamaya başlamıştı. Parmakları donmuş, sızlamaya

başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan

birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu,

kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu.

Eli titreye titreye kibriti yaktı, turuncu bir alev

parmaklarını ısıttı, içini de ısıtmıştı.

Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı.

Hayallere daldı, güzel bir odada büyük bir ocağın

karşısında oturuyordu, ayaklarında kürklü terlikler vardı.
Derken kibrit sönüverdi. Kibritle birlikte o sıcak düşte sona erdi. Parmakları yeniden soğuktan sızlamaya başladı. Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi ve içerisi göründü. İçeride geniş bir oda, odada da bembeyaz bir örtü üzerine hazırlanmış enfes bir sofra duruyordu.  Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Ama kibrit bitti, sofrada siliniverdi.  
Sonra bir kibrit daha yaktı.

Tıka basa doyuncaya kadar nar

gibi kızarmış hindiden yedi, ocağın

önünde bütün kemikleri

ısınıncaya kadar oturdu.

Artık vücudunda tatlı bir

yorgunluk vardı. Gözlerini kapatmak

istemiyordu ama

o tatlı yorgunluğa daha fazla

direnemeyecekti.

Göz kapakları ağırlaştı, ağırlaştı.

Annesinin o ince güzel

sesini duydu. Bak diyordu annesi pencereden görünen

yıldızları göstererek. Bak bir yıldız kaydı. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Annesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş.

Annesi  lapa yağan karların arasından bir melek gibi geldi, onu  kucakladı, aldı ve gökyüzüne yıldızlara doğru götürdü. Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.
-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler… Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.

Kibritçi Kız